
Bugün çok heyecanlıyım. Eh ne de olsa yarın üniversiteye başlıyorum. Asıl bomba ise yurta kalacak olmam. Bugün yola çıkacağım. Sonunda evin “Küçük Prensesi ” lakabından da kurtulacağım.
Rüya gibi değil mi? Gece de hiç uyuyamadım. Aslında sabahta sürünerek kalktım ama uykum hızlı açıldı. Güzel bir de kahvaltı ettim. Ne de olsa yola çıkacağım. Yolda midem falan bulanır. Sonra yol bana zehir olur.
Bu durumla karşılaşmayı kim ister ki?
Hem ablamın anlatıklarına göre en unutulmaz anılardan bazıları otobüs yolculuklarında olurmuş.
Umarım onun gibi bir üniversite hayatı yaşarım. Rüya gibi…
Neyse biz konumuza dönelim. Çok güzel bir etekle kazaklı kombinimi yaptım. Çıkmak için kapıya yöneldim.
Çıkışıma hiç girmeyelim. Ağlaya ağlaya delirdik tüm aile. Otogara gelmelerini ben istemedim. Dayanamıyorum oradaki uzayan ayrılıklara.
Zorda olsa otobüse bindim.
Dışarıya bakarak yol almaya başladım. Kulaklığımı takayım dedim. Çantamı karıştırdım karıştırdım ama bulamadım. “Of!” diye bağırmak geldi içimden. Yine yapmıştım yapacağımı.
Neyse ki yanıma kitap almıştım. Yol boyu onu okudum.

Bir süre sonra yurda ulaşmıştım. Yurt okulun yurduydu. Beklediğimden daha büyük ve daha güzeldi. Galiba büyülenmiştim. Yok yok galiba değil kesinlikle büyülenmiştim. Yurttaki odama girdiğimde çok şanslı olduğumu anladım.
Odada tek kalıyordum, kendimi yatağa attım.
Uzun yoldan gelmiştim ama ne yazık ki uyuyamazdım. Burada annem yoktu. Yerleşmem gerekiyordu. Üfleye püfleye de olsa kalkıp yerleşmeye başladım.
O sırada çantamda kalan küçük bir parçayı gördüm. Elimi uzatım. Birde ne göreyim?
Kulaklığımı çantama koymuştum.
Mutlu olmuştum. Artık üniversiteye hazırdım.
